Ana Sayfa Faydalı Bilgiler BURSA İPEKÇİLİĞİNDEN BİR KESİT

BURSA İPEKÇİLİĞİNDEN BİR KESİT

1178
0

Türkler Anadolu’ya gelmeden önce bu topraklarda hüküm süren Doğu Roma, yani Bizans İmparatorluğu’nda gelişmiş bir dokuma endüstrisi vardı. Dokunan kumaşlar içinde en makbul olanı ipekli dokumalardı. İpekli kumaşlara o kadar değer verilirdi ki Bizans dokuma tezgâhlarına iplik temini için bazen kullanılmış kumaşlar veya deseni beğenilmemiş kumaşlar sökülüp tekrar dokunurdu. Cyrruslu Teodoretus’a göre “ Kadınların ve çocukların çevik parmakları” bu faaliyette kullanılırdı. Rivayete göre Çin’den İpek böceklerini kaçırarak İmparator Iustinianos’a hediye eden keşişlerce ipek böceğinin yaşam devresinin sırrı keşfedilince böceğin temel gıdası olan dut ağaçlarının dikilmesiyle Bizans’ta yeni bir endüstri başlamış oldu. Araplar Suriye’yi fethedince bugünkü Lübnan’daki Tir ve Sidon’da bulunan dokuma atölyeleri önce Toros Dağlarının kuzeyine, daha sonra başkente taşındı. Taşrada ipek dokumacılığına bir ölçüde izin veriliyordu.
İpek dokumacılığı daha sonra Kostantinopolis’teki İmparatorluk atölyelerinde toplandı ve devlet tekeli olarak uzun bir süre titizlikle korundu. Üretimin her aşamasında vasıflı işçi gruplarınca sıkı bir kontrol uygulanıyordu. İpekli kumaşlarda dinsel motiflerin yanı sıra, dünyevi, doğa ve hükümdarlığa ait konular işleniyordu.
Bizans İmparatorluğu’nun komşu ülkelere gönderdiği elçilik heyetlerinde hediye olarak verilecek ipekli kumaşlar bulunurdu. Bizanslı ustalar şekilli, ok renkli ipek dokumacılığında olağan üstü denebilecek kadar iyiydiler.
Bizans İmparatorluğunda gelişen ipek dokumacılığı zamanla iyice gelişip İstanbul’dan taşraya yayılmıştır. İpek dokumacılığının yayıldığı kentlerin başında Bursa ve Philadelphi’a geliyordu. İmparatorluğun ipekçilik merkezleri imparatorluk düşmanlarının gözünü diktiği şehirlerdi.
Norman Kralı II. Roger Bizans İpek Sanayinin önde gelen kentlerinden Korinthos ve Thebai’yi işgal etmiş, şehirleri yağmalamış; ipekli kumaş dokuyan ustaları Sicilya’nın Palermo şehrine götürmüştür. Dokuma ustaları burada Norman Krallarına Kumaş dokumuşlardır.(G. Ostrogorsky Bizans Devleti Tarihi, s:354 Ankara 2011)
Yıldırım Beyazıt’ın Ankara’nın ötesindeki hedeflerinin Erzincan-Sivas ve Malatya olması tesadüf değildir. Amasya yöresine hâkim olmak isteyen I. Beyazıt bunun için Eretna Beyliği’ni ele geçiren Kadı Burhanet’tin ile savaşmıştır. Ankara yakınlarında yapılan savaşı kaybeden I. Beyazıt bölgeye Kadı Burhanettin’in ölmesinden sonra hâkim olabilmiştir. Erzincan Emiri Mutahharten kaçarak Emir Timur’a sığınmıştır.
Anadolu’ya saldırarak Sivas’ı yakıp yıkan Timur bölgeyi ele geçirdikten sonra kendine bağladığı Emir Mutahharten’e verir. Osmanlı padişahlarının şehzadeliklerinde Amasya sancağına atanmalarının özel bir sebebi vardır. Tarihçilerimiz olayları ekonomik yönden incelemedikleri için bu sebebi yeterince araştırmamışlardır.
Amasya neredeyse iki bin yıldır Asya’dan gelen ipek kervanlarının Anadolu’ya giriş kapısıydı. Asya’dan gelen ipek kervanları yerini daha sonra İran’dan gelen kervanlara bıraktılar. Gelen kervanların yarattığı ticaretten alınan vergiler veliaht şehzadelerin zenginlik kaynağıydı.
Göktürk İmparatorluğu’nun Bizans İmparatorluğu ile İran’daki Sasani İmparatorlarına karşım oluşturdukları ittifakın temelinde ipek ticareti yatıyordu. Göktürkler ve diğer bozkır kavimlerinin Çin İmparatorluğu’ndan hediye veya haraç olarak aldıkları ipeği Soğdlu tüccarlar vasıtasıyla İran üzerinden geçen kervanlarla Bizans imparatorluğu’na satarlardı. Bu ticaretin İran tarafından kesilmesi savaş nedeni olurdu.
Sonraki yüzyıllarda Asya’yla olan ipek ticaretinin yerini ipek üreticisi olan İran aldı. İran’ın Azerbaycan, Gilan ve Şirvan bölgelerinde üretilen ipek Anadolu’ya ve Avrupa’ya gönderildi. Osmanlıların Tebriz’i ve Azerbaycan’ı ele geçirmek için yaptığı neticesiz savaşların sebebi ipek üretimi yapılan bu bölgeleri ele geçirmekti.
Bizans İmparatorluğu’nun parçalandığı dönemlerde de Bursa İpekli kumaş dokuma merkeziydi.
Selçuklu döneminde Anadolu’nun birçok yerinde ipek dokumacılığı yapılıyordu. Alaşehir’in (Philadelphia) kırmızı ipek kumaşları meşhurdu. (Aşıkpaşazade Tarih, s.56). Aydın, Tokat ve Amasya’da ipekçilik yapılıyordu. Bursa’ya İran dışında Bizans Despotlarının yönettiği Mora ve Arnavutluktan dokunma için ipek gelirdi.
İlhanlılar zamanında İran’dan gelen ipek kervanları Erzurum-Erzincan-Sivas yoluyla Konya veya Trabzon’a giderdi. İpek Trabzon yoluyla İstanbul’a gönderilirdi. Osmanlılar bölgeye hâkim olunca daha kısa olan Erzurum-Erzincan-Tokat-Amasya ve Bursa yolu tercih edildi.
İpeğin önemini anlayan Orhan Bey ipek ticaretinin gelişmesi için Cenevizlilere çeşitli imtiyazlar tanıyarak (1352) Bursa’da bir bezzâzistan yaptırdı. Osmanlıların daha izlediği politika İpek Yolu’nun kontrolünü ele geçirmek ve daha sonra üretim bölgelerini zaptetmek olmuştur. Bursa Tekstilinin fasonculuğunun o yıllarda başladığını söyleyebiliriz. Doğal olarak dokumacılar müşterilerin istedikleri deseni dokuyacaklardır.
XIV. ve XV. Yüzyıllarda Osmanlı ekonomisinin, dolayısıyla Osmanlı devlet gücünün merkezi ve dayanağı Bursa olmuştur. Osmanlı Devletinin 1326-1402 döneminde pâyitahtı, Dâru’s-saltanat’ı olan Bursa; Karaman yoluyla, Suriye ve Mısır’ ve Mısır üzerinden Hindistan’a kadar bağlanıyordu. Kastamonu yoluyla Karadeniz’e açılıyordu. Öbür yandan Amasya-Tokat-Erzincan yoluyla İran ve Türkistan ticaretinin terminali durumunda bulunuyordu.
İran ipeği Mazenderan, Gilan ve Şirvan’da üretilirdi. Önce Sultaniye, sonra Tebriz’de açılan pazarlarda toplanan ipekler kervanlarla Erzurum ve Halep şehirlerine doğru yola çıkardı. Kervanların at ve deve ihtiyaçlarını bölgedeki Türkmen aşiretleri karşılardı. Her bir kervan 300-400 büyükbaş hayvandan oluşur ve her hayvan ortalama 154 kilo gelen 200 yük ipek taşırdı.
Bursa kadı sicillerine acem diye kaydedilen tüccarların çoğu Azeri ve Ermeni’ydi. Bursa’ya gelen ipek bezzâzistana inmek durumundaydı. Gelen ipekler tartılır ve alınan vergiler kaydedilirdi.
Koza ticaretine parelel olarak Bursa’daki 1491 yılında Koza Hanı(halk arasında Acem Hanı) ve 1508 yılında Pirinç Hanları II. Beyazıt tarafından inşa ettirilmiştir. Koza Hanı’nın mimarı Abdul Ula bin Şah, Pirinç Hanı’nın mimarları Yakup Şah ve Abdullah oğlu Ali olarak kayıtlara geçmiştir.
Bursa’ya gelen İranlı tüccarlar getirdikleri bir kısım ipeğin karşılığında Bursa’da dokunan Kemha ve Kadife türü kumaşlardan alırlardı. Bu ticaretin vergi olarak Osmanlı Hazinesine getirisi 70 bin altın civarındaydı. Kısacası İran’dan gelen ipekten alınan vergiler Osmanlı hazinesinin en büyük gelir kaynaklarının başında geliyordu.
Savaş sırasında İranlı tüccarların el konulan malları ve alacakları kayıt altına alınıp muhafaza edilirdi. Barış imzalandığında el konulan servetleri kendilerine veya temsilcilerine iade edilirdi.
Osmanlılar bazen İran’ı çökertmek için İran ipeğine ambargo uygulamıştır. İranlılarda Şah ı. Abbas (1557-1628) zamanında ipek ticaretini denizyoluyla yapmak istemiştir. Bu amaçla Bender Abbas limanından İngiltere’ye ipek göndermeye çalışmıştır. Bu süreçte İzmir Limanı Bursa’ya rakip olmuştur.

İpeğe olan talep arttıkça Bursa ve Güney Marmara’da ipek üretimi çok gelişmiştir.
Evliya Çelebi Bursa dışında Bilecik, İzmit ve Bandırma arasındaki bölgenin tamamıyla ipekçilik yaptığını yazmıştır.
Osmanlı İmparatorluğunda Bursa dışında daha önce ipek üretimi yapan Amasya, Alaşehir, Alaiye (Alanya) ve Mora bölgelerinde ipek üretimi daha da gelişmiştir.
XVIII. yüzyılda gerileyen ipekli kumaş dokumacılığı XIX. Yüzyılda tekrar canlanmıştır. Buharın ipek üretiminde kullanılması ipekçiliği daha da geliştirmiş. Kısa zamanda sektöre başta Fransız sermayesi olmak üzere yabancı sermaye akımı olmuştur.
Bursa’da dokunan ipekli kumaşların müşterilerinin başında Osmanlı Sarayı gelirdi. Rus Çarlarının kaftanlarının kumaşları Bursa’dan giderdi. Lehistan ve İngiliz Krallığı saraylarında Bursa kumaşları kullanılırdı. I. Selim bozguna uğrattığı Şah İsmail’in Tebriz’deki hazinesinde Bursa kumaşından yapılmış 91 adet giysi bulunmuştur.
Osmanlı İmparatorluğu saraya özel imalat yapması için 1843 yılında Hereke’de bir ipek dokuma fabrikası kurmuştur.
1845 yılında Bursa’nın Kayabaşı semtinde buharla çalışan 60 mancınıklı bir fabrika açıldı. İpekçilikteki bu yeni teknoloji kısa zamanda sarayın da ilgisini çekti. 1852 yılında Muradiye semtindeki Çınarönü mevkiine Padişah Abdülmecit’in isteğiyle buharla çalışan 78 mancınıklı “Harir Fabrika-i Humayun” kuruldu.
İpekli kumaşa olan ilginin artması kontrolsüz bir üretim artışını getirdi. Sıhhi kurallara uyulmaması sonucunda hastalıklar ortaya çıkıp yayıldı. Hastalığı önlemek için Fransa’dan tohum getirildiyse de aynı hastalığın Fransa’da yaygın olması nedeniyle fayda yerine zarar getirdi. Üretim kısa zamanda 4 milyon kilodan kısa bir südre 400-500 bin kiloya düştü.
Hastalığın ardından 1869 yılında açılan Süveyş Kanalı ucuz Çin ve Japon ipeğinin Avrupa pazarına girmesin yol açtı. Bu iki olay Bursa ipekçiliğine büyük zarar verdi. Birinci dünya savaşı ve kurtuluş savaşı yıllarında Bursa ipekçiliği zarar gördüyse de yıkılmadan ayakta kaldı.
İpekle, ipek böceği ile küçük yaşlarda tanıştım. Çocukluğumun geçtiği İnegöl’de duvarlara tablo yerine ipekten dokunmuş resimli duvar halıları asılırdı. Bu duvar halılarına ya Arap kadınları ve ceylanlar gibi egzotik resimlerin yanı sıra Bizans döneminden geldiğini yıllar sonra okuduğum G. Ostrogorsky Bizans Devleti Tarihi’nden öğrendiğim Azizlerin resimleri dokunurdu.
1960’lı yıllarda Bursa’da kozacılık çok yaygındı. İnegöl’de koza alım mevsimi önce Ticaret ve Sanayi Odası ve sonra kız meslek lisesi olarak kullanılan binaydı. Binanın önündeki cadde köylerden koza getirenlerle dolup taşardı. 1832 yılında İnegöl’den geçen C.Texier İnegöl için ;” Şehrin Nufusu üç bini buluyor. Halkı kerstecelik yaptığını ve ipek böceği yetiştirdiğini” yazar. Şemsettin sami Kamus-al Âlâm adlı eserinde İnegöl halkının geçim kaynakları arasında ipekçiliği de sayar.
1844 yılında İnegöl’de 810 dönüm, köylerinde ise yaklaşık 3200 dönüm dutluk olduğu kayıtlara geçmiştir. İlçede yaşayan her ailesin 1 ila 5 dönüm arasında dutluğu vardı. İlçede İplikçilik Cerrah ve Yenice köylerinde yaşayan Ermenilerin elindeydi. Cerrah’ta altı, Yenice’de bir iplik fabrikası vardı.(İTSO 123 Yaşında, hazırlayan Kenan Kahraman).
İnegöl’deki koza pazarı 1980’lerin ortasında kapandı. Koza yetiştiriciliği ikibinli yılların başında sona erdi.
Mustafakemalpaşa’da da ayrı bir alım merkezi vardı. Şeyh Müftü Camisi’nin Avlusu ve civarındaki sokaklar alım merkeziydi. Kozalar toplanma zamanı gelince küfelere veya harar dediğimiz büyük çuvallara konulur kasabaya giden kamyonet, traktör gibi araçlarla satış yerlerine götürülürlerdi. Zamanlama çok önemliydi. Eğer kelebekler kozayı delip çıkmaya başlamışlarsa iş işten geçmiş olurdu. Çepel denen bu kozalar onda bir fiyata zorlukla satılırdı.
Bursa’nın alım merkezi meşhur Koza Han’dı. Koza Han, Koza Han’a çıkan sokaklar, cumhuriyet Caddesi yetiştirdikleri kozaları satmak için gelenlerde dolup taşardı.
Rahmetli ninem, koza mevsimi gelince üst kattaki bir odayla eski samanlığa kerevet kurar, bahçe süpürgesi olarak kullanılan ince çalıları kerevete dizer, kasabadan aldığı tohumları kerevete dağıtırdı. Hazırlanan kerevete dut yaprakları konur, tohumların çatlaması beklenirdi. Çatlayan yumurtalardan larva halinde çıkan tırtıllar sık tüylü ve siyahtı. Larvalar büyük bir iştahla devamlı dut yaprağı yerler ve dört beş defa gömlek değiştirerek bir ya da bir buçuk ayda 7 veya 8 santime ulaşırlardı. Büyüdükçe larvaların renkleri açılır ve tüyleri kaybolurdu. İyice büyüyüp de hücrelerine yerleşince üst dudağındaki delikten iplik halinde zamk gibi bir sıvı çıkararak kozasını yapmaya başlarlardı. Tırtıl önce kozanın dış kısmını sonra kendi vücudunun etrafını örmeye devam eder ve görünmez olurdu. Eğer kendi haline bırakılırsa iki üç hafta içinde kelebek haline gelerek ördüğü kozayı parçalar ve dışarı çıkar. Bu yüzden kozayı parçalamadan kozalar sıcak suya atılır veya sıcak su buharına tutularak tırtıl öldürülür. Böylece ipek kozaları elde edilir. Bu kozalardan da tel şeklindeki ipek lifleri çıkarılıp ham ipek üretilir.
Beyaz tırtılları beslemek taze dut yaprakları gerekirdi, bunun için önce bahçemizdeki tarlamızdaki erkek dut ağaçlarının dallarını kesip, yemeleri için onlara götürürdük. Dut ağaçlarının meyve vermeyen cinsine erkek dut denir ve bu ağaçlara ve çevresine asla ilaç atılmazdı. Aksi takdirde bırakın ilacı ilaç kokusu sinmiş yapraklar yüzünden böcekler ölebilirdi. Dalları bağ bıçağı denen, testere dişli ve sapının içine giren bıçakları kullanırdık. Bu bıçaklar köylülerin yanından eksik olmazdı.
Her gün taze dalları kesip böceklerimiz e verirdik. Bahçedeki ağaçların dalları azalınca köy dışındaki tarlamızdaki dut ağaçlarından dal kesip getirirdik. Tırtıllar dut yapraklarını yerken çıtır, çıtır diye çıkardıkları ses müzik gibi gelirdi.
Bursa ipekçiliği son darbeyi seksenli yılların başında yedi. Çin’den gelen ucuz ipek girişine karşı nedense hiçbir tedbir alınmadı. Koza üretimi büyük bir hızla düştü. Önce ilçelerdeki alım merkezleri kapandı. Seksenli yılların başında köyden kiraladıkları bir minibüsle ninem ve köyde koza yetiştirenler Koza Hana gelip yetiştirdikleri kozaları satarlardı.
Koza Han’dan Cumhuriyet caddesine indiğimizde Dorukhan’ın hemen yanında XV: yüzyılın sonunda Hasanzade Kadıasker Mustafa Efendi tarafından yaptırılan Kadı (Perşembe) Hamamı karşınıza çıkar. Seksenli yıllara kadar bu hamamda ipek çileleri boyanırdı. Sadece Bursalı tüccarların değil Kayseri’den gelen iplik çileleri de burada boyanırdı.
Kozalar para etmeyince, masrafını çıkarmayınca üretim kendiliğinden durdu. Dutluklar kesildi. Oysa Evliya Çelebi başta olmak üzere tüm yerli ve yabancı gezginler seyehatnâmelerinde Bursa ovasını dut denizi olarak anlatırlardı.
Dile kolay köyümüzde kozacılığın sona ermesinden bu yana yaklaşık 30 yıl geçmiş, bahçemizdeki erkek dut ağaçları yaşlandıkları için kesilip, sobalarda yakıldı.
İpekli kumaşlar, diğer kumaşlara göre daha pahalıydı. En fazla ipekten bir mendilimiz olurdu. Kadınlar ipek şal, eşarp ve fularlarını etrafa göstermekten zevk alırlardı. İpekten dokunmuş gömlek ve elbiseler çok pahalıydı.
İpekten dokunmuş kumaşların yüzlerce yıl dayandığını biliyor musunuz? İpek dünyanın en uzun elyafıdır. Giysi üretimi dışında geniş bir kullanım alanı vardır. Suni kulaklar, ameliyat iplikleri ipekten yapılır. Uzaya giden uydularını uzay mekiklerinin kabloları ipekle sarılır.
Kozacılık sona erdiğinde rahmetli Ninem; ’’ Üreten teşvik görmüyor, her şey dışarıdan geliyor. Böyle giderse bu millet sonunda taş yiyecek?’’
Bursa semalarını bacalarıyla roket rampası gibi delen fabrikalar kapandı, kozadan iplik çekilen mancınıklar söküldü. Dokuma tezgâhları sustu. Fabrikalar yıkılıp yerlerine beton bloklar dikildi. Bir tanesi bile müzeye dönüştürülemediİPEK BÖCEĞİ

Tırtıl halinde ipek böcekleri

KOZA

KAYNAKÇA

1- Devleti Tarihi Ostrogosky G. Ankara 2011
2- Bizans Herrin, Judith İstanbul 2010
3- Osmanlı İdari ve Ekonomi Tarihi İnalcık, Halil İstanbul Ağustos 2011
4- Devlet-i Aliye İnacık, Halil İstanbul Haziran 2010

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz