Ana sayfa Genel TERBİYE İŞLEMLERİNİN YAPTIĞI FİZİKSEL ETKİLERİN KARŞILAŞTIRILMASI

TERBİYE İŞLEMLERİNİN YAPTIĞI FİZİKSEL ETKİLERİN KARŞILAŞTIRILMASI

341
0

ANTİBAKTERİYEL, GÜÇ TUTUŞURLUK, UV, BOYAMA GİBİ İŞLEMLERİN PAMUK VEYA DİĞER LİFLERİ İÇEREN HAVLU VE ÇEŞİTLİ TİPTE KUMAŞLARIN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİNE OLAN ETKİLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI

 

Mustafa Akcan

  1. Giriş

Tekstil, Latince bir kavram olan ve dokuma manasına gelen ‘texere’ kelimesinden türetilmiştir. Tekstil genel olarak, tekstil liflerini, ürünlerini yarı mamullerini ve bunlardan elde edilen ürünlerini kapsamaktadır. Ülkemizde tekstil sanayi, Defterdar ve Hereke Yünlü Fabrikaları ile Bakırköy Pamuklu Fabrikası’nın kuruluşu ile Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde endüstri aşamasına ulaşmıştır (1). Daha sonra Sümerbank’ın kuruluşunu izleyen yıllarda tekstil sanayi ülkemizde hızla gelişmiş, bu gelişme son yıllardaki özel sektör yatırımları ile büyük önem kazanmıştır. Ülkemiz için özellikle çok işçi kullanılan, büyük parasal yatırımları gerektiren bu endüstri, yalnız insanların ihtiyaçlarını karşılamak için değil, aynı zamanda ihracat olanakları bakımından da önemlidir. Ülkemizdeki üretim maliyetlerinin düşük, kalitesinin yüksek olması uluslararası pazarda Türk tekstil ürünlerinin rekabet şansını arttırmıştır.

Tekstil ürünleri liflerden oluşmaktadır. Lif, çeşitli işlemlerden sonra kumaş hâline getirilebilen tekstil ürünlerinin ham maddesi ve gözle görülebilen en küçük birimdir. Tekstil endüstrisinde ise lif şöyle tanımlanmaktadır: “Uzunluğu eninden fazla olan, yumuşak yapıda, birbiri üzerine sarılabilme, katlanabilme, kırılmadan kıvrılabilme yeteneğine sahip, çekmeye karşı koyabilen, çabuk kopmayan, elastiki ve boyanabilen maddelerdir (2). Ya da Tekstil ürünlerinin ortaya çıkması için kullanılan hammaddelere, tekstil hammaddeleri ya da ‘lif’ denir. Liflerden oluşan lif topluluğuna ise ‘elyaf adı verilir. Tekstil hammaddesi olarak kullanılan lifler doğal ve yapay lifler olarak Şekil 1.1 de olduğu gibi gruplandırılabilir (3).

.

Şekil 1.1

Tekstil ve konfeksiyon sektörünün içerisinde önemli bir yere sahip olan ev tekstili ürünleri, (nevresim takımları, perdeler, havlular, bornozlar, masa örtüleri vb.) günlük hayatta hem yaşanılan mekânlara estetik açıdan olumlu özellikler katan hem de ihtiyaçları karşılamak amacıyla kullanılan ürünlerdir. Türkiye’de havlu kumaşları da içerisine alan ev tekstilinin üretimi ve dış ticareti son yıllarda artış göstermiştir. Ev tekstili ürünleri ihracatı, tekstil ve konfeksiyon ihracatının yaklaşık %10’unu oluşturmaktadır. Türkiye’de ev tekstil ürünleri içerisinde havlu ve havlu kumaşların kullanımı ilk sırada yer almaktadır. Ev tekstili üretiminin yoğunlaştığı başlıca iller; Bursa, Denizli, İstanbul, İzmir ve Uşak olarak sayılabilmektedir. Havlu ve havlu kumaşların Türkiye’deki üretim merkezleri ise Denizli, Bursa, Kayseri ve Gaziantep’tir (4).

Tekstil ürünleri kullanım amacına uygun olarak gerekli bazı özelliklere sahiptirler. Havlu kumaşlar kullanım alanı açısından genellikle kurulanmak amacıyla kullanıldığı için bazı özelliklere sahip olmalıdır. Bu amaca uygun olarak havlu kumaşların yüksek hidrofilite, yüksek renk haslığı, yıkanabilirlik, yumuşak tutum, anti alerjiklik gibi özelliklere sahip olması gerekmektedir. Pamuk elyafından üretilmiş iplikler bu özelliklerin tümünü en verimli şekilde sağlayabildiğinden, uzun yıllar havlu üretiminde pamuk elyafı kullanılmıştır. Günümüzde ise; yumuşak, anti-bakteriyel (5), yüksek düzeyde emiciliğe ve yüksek düzeyde yıkamaya karşı renk haslığına sahip olan diğer lif çeşitlerinden elde edilmiş kumaşlar kullanılmaktadır. Tekstil lifleri tekstilde giysi ve kumaş yapımında binlerce yıldır kullanılmaktadırlar (6). İlk başlarda pamuk, keten, yün, ipek gibi bitkilerden ve hayvanlardan elde edilen lifler kullanılırken 19. yüzyılda ticari lif üretimi başlamıştır. Son yıllarda pamuk, keten, yün gibi liflerin yanı sıra bambu, modal, tencel gibi teknolojik elyaflar da kullanılmaya başlanmıştır (7).

Kumaşların en temel yapı birimi olmaları açısından, tekstil liflerini ve özelliklerini tanımak son derece önemlidir. Lif özellikleri kumaşların fiziksel özelliklerini, performans özelliklerini, konfor özelliklerini ve maliyetini önemli ölçüde etkiler. Bu yüzden lif özellikleri iyi bir şekilde bilindiğinde kumaş özellikleri de tahmin edilebilir ve ihtiyaç olan kumaş özelliklerine göre elyaf seçimi yapılabilir. Örneğin yüksek mukavemetli lifler dayanıklı kumaşlar için, su emici özelliği olan lifler cilt teması olan kumaşlar için, güç tutuşur lifler koruyucu giysiler için uygun hammaddelerdir (7). Üretilecek olan kumaşın kullanım alanına uygun lif seçimi de önemlidir. Havlu kumaş üretiminde kullanım amacına uygun olarak yüksek emiciliğe, yüksek haslığa ve iyi derecede yumuşaklığa sahip lifler tercih edilmelidir. Havlu kumaşlar için en uygun elyaf pamuk olmakla birlikte günümüzde de pamuk kadar iyi özelliklere sahip bambu, polyester, nylon 6,6, modal, tencel lifleri de tercih edilmektedir. Birçok tekstil ürününde aranan en önemli özelliklerden biri de yumuşaklık yani tutumdur. Özellikle havlu kumaşlar kullanım amacı açısından yumuşak bir tutuma sahip olmalıdır. Yumuşak tutum pek çok ürünün pazar gücünü olumlu yönde etkileyen ve satışında belirleyici rol oynayan bir parametredir.

Tekstil mamullerinin satışından kullanım yerine kadar pek çok alanda etkili olan yumuşaklık materyalin fiziksel özelliklerin gördüğü işlemlere kadar birçok faktörden etkilenmektedir. Söz konusu faktörler; üretimde hammadde olarak kullanılan elyafın cinsi ve yapısı, dokunmuş veya örülmüş kumaşın sıklığı, kullanılan ipliklerin büküm miktarı, uygulanan ön terbiye ve bitim işlemleri, kullanılan yumuşatıcı madde cinsi olarak sıralanabilir (8).

  1. Antibakteriyel İşlemlerinin Kumaşların Fiziksel Özelliklere Etkileri

Mikroorganizmalar gözle görülemeyecek kadar küçük olmalarına rağmen, kolaylıkla insan sağlığına zarar verebilmektedirler. İhtiyaç duydukları ortam sadece ısı, nem ve zamandır. Kumaşlarda leke ve renk atmasına neden olabilecekleri gibi, kokuya da sebep olabilmektedirler. Bunun yanında kumaşın görünümünün bile kötüleşmesine neden olabilmektedirler. Son zamanlarda yapılan çalışmalar tekstil ürünlerinin inanılmayacak ölçüde yüksek patojen taşıdığını göstermiştir. Giyim eşyalarının saklanması, korunması ve lifler hakkındaki bilgiler insan yaşamında önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle iç giyim ve çocuk elbiselerinin sıhhi olması yönünden kimyasal olarak sterilize edilmeleri ayrı bir önem taşımaktadır. Bazı kimyasal lifler özellikle naylon ve asetat lifleri, mikrobiyolojik etkilere karşı dayanıklıdır. Fakat bitkisel ve hayvansal lifler bu etkilere karşı dayanıksızdır ve hemen etkilenerek parçalanabilmektedir. Bunların depolanması ve korunmasında kondisyonlama esaslarına dikkat edilmeli ve mikroorganizmaların çoğalmasına uygun ortam hazırlanmamalıdır. Tekstil endüstrisinde bu biyolojik zararlılardan dolayı binlerce dolarlık kayıplar oluşabilmektedir. Bununla beraber boyanmış tekstil mamullerinin biyolojik zararlılardan daha az etkilendiği de bilinmektedir. Zarar genellikle mukavemet kaybı, parçalanma ve dekompoze olma şeklinde görülmektedir (9)

Antibakteriyel esaslı fonksiyonel tekstillerle ilgili yapılan önceki çalışmalarda; çoğunlukla selülozik ve protein doğal liflerle yapılmış olan mamullere (pamuk, ipek), bunun dışında da pamuk/sentetik karışımları, naylon, akrilik liflerinden üretimi yapılmış kumaşlara çeşitli kimyasal yapıdaki antimikrobiyel maddeler uygulanmıştır. Genellikle kitosan, sitrik asit, kuarterner amonyum tuzu esaslı antimikrobiyel özelliği olan maddeler ile çalışılmıştır. Bu maddelerin tekstil mamulü üzerine uygulama parametrelerinin değiştirilerek mamulün antimikrobiyel aktivitesi belirlenmeye çalışılmıştır. Bunun yanında çoğu çalışmada antimikrobiyel özelliğin yıkamaya karşı direnci de tespit edilmiştir. Daha önce yapılan birkaç çalışmada ise kumaşa antimikrobiyel özellik kazandırdıktan sonra antimikrobiyel özelliğin dışında kumaşın kopma mukavemeti, kopma uzaması özelliklerindeki değişim incelenmiştir. Yapılan çalışmalarda kopma mukavemetinde önemli bir değişiklik gözlenmemiştir (10)

Antibakteriyel özellik sağlamak için kullanılan kimyasallar aminler ya da kuarterner amonyum bileşikleri, biguanidler, alkoller, fenoller ve aldehitler, metal iyonları, oksitler, foto katalizler ya da organokatalik bileşikler gibi mineral bileşimli organik bileşiklerdir (11). Kadmiyum, gümüş, bakır ve civa çok iyi antibakteriyel metallerdir. Ag0, Ag+, Ag2+ ve Ag3+ gümüş oksidasyon halleri çok uzun zamandır birçok bakteri ve mantar için inhibitör etkiye sahip olduğu kabul edilmiştir. Ayrıca nano gümüş parçacıkları geniş bir kullanım alanına sahiptir (12). Polyester ve Naylon gibi yüksek sıcaklıkta üretilen liflerde de “Ultrafresh CA-16” ya da “PA-42” gibi inorganik antimikrobiyel maddeler kullanılır. Bu kimyasal maddeler lif halinde aplike edilebileceği gibi dokunmuş kumaşlara terbiye işlemleri aşamasında da aplike edilebilir. Ciba tarafından pazarlanan “Tinosan AM 110”, polyester ve polyester karışımı tekstiller için dayanıklı bir antibakteriyeldir. Clariant tarafından pazarlanan “Sanitized AG” hem doğal hem de sentetik kumaşlar için uygundur. Sanitized AG aktif giyimden iç giyim ve çoraplara kadar pek çok üründe kullanılmaktadır. Doğada pek çok bitkisel antibaktriyel madde bulunur. Bu maddelerin bitim vb. işlemler ile tekstile uygulanmaları mümkün olabilir. Tıbbi özelliklerinden dolayı ilerleyen zamanlarda kumaşlarda antibakteriyel madde kullanımının daha da önem kazanması kaçınılmazdır. (13).

Kumaşlara uygulanan antimikrobiyel işlemler ile kumaşlarda mikroorganizmalar tarafından oluşacak olumsuz etkilerden korunmasını ve böylece performans özelliklerinin kalıcılığını sağlamak amaçlanmaktadır. Mikroorganizmaların üremesi için elverişli olan zemine uygulanan antibakteriyel işlemler ile mikroorganizmaların gelişmeleri önlenerek koruyucu etki sağlanır. Hem bakteriler hem de mantarlara karşı etkili olan antimikrobiyel bitim işlemleri yardımıyla ter, katı yağlar ve sabun kalıntılarının, bakteri ve mantarlar tarafından bozunması önlenir. Böylece rahatsız edici ter kokusu, çürüme ve küf kokuları ortaya çıkmaz. Düşük mikrobiyel dayanıma sahip olduğundan ve insan vücuduna zarar verme olasılığından dolayı, pamuklu kumaşlara antimikrobiyel bitim işlem yapılması gereklidir. Jeotekstiller, üniformalar, tenteler ve teknik tekstiller, çatı kaplamaları, dış cephe astarları ve duvar kâğıtlarının hepsine antimikrobiyel maddeler kullanılarak bitim işlemi yapılır. Perdeler, örtüler, banyo paspasları gibi ev tekstillerine de benzer şekilde bitim işlemi uygulanır. Dış giyim, sağlık ve spor amaçlı kullanılan tekstillerin gelişimine bağlı olarak patojenik mikroorganizmaların taşınmasının-yayılmasının önlenmesi ve koku kontrol-deodorantlama kapsamında iki yeni fonksiyonel özellik daha ortaya çıkmıştır. Deodorantlama etkisi, tekstil üzerindeki terin mikrobiyel bozulmasının önlenmesini içerir. Böylece koku maddesinin serbest kalması engellenir. Tekstil ürünleri genel olarak terlemenin oluştuğu ve doğrudan deriyle temas eden bölgelerde kullanıldığından buralarda mikroorganizmaların yok edilmesi mümkün değildir. Terlemeyi önlemek ya da azaltmak için kumaşların terletme özelliklerinin geliştirilmesi yeterlidir. Tüm anlatılanlarla birlikte tekstillere uygulanan bitim işleminin yararlarını kısaca özetlersek:

  • Kumaşlara tazelik kazandırır
  • Mikroorganizmaların neden olduğu kokuları yok eder
  • Mikrobiyel büyümenin neden olduğu lekeleri kontrol eder
  • Mikroorganizmaların büyümesini kontrol ederek tekstilin kullanım ömrünü uzatır
  • Birçok tekstil materyalinin tutumunu iyileştirir
  • Deri tahrişi ve deri hastalıklarının oluşumunu önler (14,15).

Yapılan çalışmalarda, materyal olarak pamuk, naylon 6.6, polyester ve mikro polyester kumaşlara antibakteriyel etkinlik kazandırmak ve yıkamalara karşı dayanımlarını arttırmak amacıyla emdirme, plazma ve elektrospin gibi farklı aplikasyon teknikleri kullanılmış ve işlemlerin etkileri aşama aşama incelenmiştir (16). Triklosan içerikli antimikrobiyel madde, kuaterner amonyum içerikli antimikrobiyel madde, penisilin içerikli antibiyotik, iridoid sınıfından danoleuropein ve karboksilik asit esaslı çapraz bağlayıcı kimyasal maddeler emdirme yöntemi ile dokuma kumaşlara uygulanmıştır. Plazma yönteminde, kumaşlara ilk olarak oksijen plazması uygulanmış ve ardından triklosan ve kuaterner amonyum içerikli antimikrobiyel maddeler emdirme yöntemi ile kumaşlara aktarılmıştır. Elektrospin yönteminde, triklosan ve kuaterner amonyum içerikli antimikrobiyel maddelerin çözeltileri hazırlanarak spreyleme ile kumaşlara uygulanmıştır. Denemelerin sonunda, kumaşların SEM fotoğrafları çekilmiş, FTIR-ATR spektrum analizleri yapılmış, mukavemet, renk, yıkama öncesi ve sonrası antibakteriyel etkinlik değerleri ölçülerek kumaş performans özellikleri arasındaki farklar yorumlanmıştır. Kimyasal maddelerin emdirme yöntemi ile kumaşlara uygulanması ardından pamuklu ve sentetik kumaşlara ait SEM görüntüleri incelendiğinde, antibiyotik dışındaki kimyasal maddelerin lif yüzeylerine tutunarak ince bir film tabakası oluşturduğu gözlenmiştir; antibiyotik ve lifler arasında herhangi bir kimyasal bağlanmanın gerçekleşmediği ve antibiyotiğin lif yüzeylerinde parçacıklar şeklinde dağıldığı görülmüştür. Plazma uygulanmış kumaşlara ait SEM görüntüleri, reaktif plazma gazının lif yüzeylerini aşındırdığını ve uygulandığı yüzeyi kalıcı biçimde modifiye ettiğini ortaya koymuştur. Bu nedenle, plazma uygulaması sonrası liflerin yüzey yapılarında değişimler olmuş ve dolayısıyla yüzey pürüzlülüğünde artışlar gözlenmiştir. Lif yapısında görülen bu değişimler, ışığın yansıma davranışında meydana gelen farklılaşma şeklinde kendini göstermiştir. Aynı zamanda yüzey pürüzlülüğü, ıslanabilirliği üzerinde etkili olmuş ve kumaşlara aldırılan flotte oranlarında artışlar tespit edilmiştir. Emdirme sonrası dokuma kumaşların FTIR spektrumlarında, işlemlerden kaynaklanan herhangi bir modifikasyonun belirtisi olacak yeni bandlar ortaya çıkmamıştır. Özellikle kuaterner amonyum içerikli kumaşların spektrumları, antimikrobiyel bitim kimyasallarının liflere tutunduğunu ortaya koymuştur. Plazma sonrası pamuklu kumaşta OH grup sayısının arttığı ve lif yüzeyinde aktif grupların oluştuğu söylenebilir. Poliamid kumaş ile yapılan çalışmalarda, oksijen plazması sonrasında birçok hidroksil ve karboksilik asit fonksiyonel grubun oluştuğu ve yüzeydeki oksijen içeriğinin arttığı görülmüştür. Polyester ve mikro polyester kumaşların spektrumları incelendiğinde, hidroksil işlevindeki artışa paralel olarak bu bandın yoğunluğunda artış belirlenmiştir. Dokuma kumaşların yüzeyinde yapılan kimyasal ölçümler, hidroksil, hidroperoksitler, karbonil ve karboksil gruplarının oluştuğunu ve poliamid kumaşta olduğu gibi yüzeyin oksijen içeriğinin arttığını kanıtlanmıştır (17,41).

Pamuklu kumaş üzerinde triklosan ve kuaterner amonyum içerikli antimikrobiyel maddelerin optimum şartlarının belirlenmesi için yapılan çalışmalarda, artan konsantrasyon, kurutma sıcaklığı ve kurutma sürelerinin dokuma kumaşların kopma mukavemetlerini azalttığı belirlenmiştir. Pamuklu ve sentetik kumaşlara antibiyotik ve oleuropein uygulamaları sonrasında ise artan konsantrasyona bağlı olarak kopma mukavemeti değerlerinde bir miktar azalma olmakla birlikte belirgin bir değişim gözlenmemiştir. Polikarboksilik asitlerin pamuklu kumaşlara uygulanması sırasında, işlemin asidik ortamda yapılması ve yüksek sıcaklıkta kurutma ve kondenzasyon adımlarının olması liflerde hidrolitik zararın oluşmasına neden olmuştur. İşlem özellikleri dikkate alındığında, asitlerin artan konsantrasyonu ile birlikte kopma mukavemetlerinde azalmalar ortaya çıkmıştır. Kopma mukavemetleri incelendiğinde, en az kabin GA uygulamalarında, en çok kaybın ise MA uygulamalarında olduğu görülmüştür. Mukavemet değerlerindeki azalmalara bakıldığında, pH değerleri ile ters orantılı olacak şekilde bir sıralamanın olduğu ve büyükten küçüğe sırasıyla GA, BTCA, CA ve MA seklinde sıralandığı belirlenmiştir. Bundan dolayı, çözelti pH’ ları ile kumaş mukavemetleri arasında bir ilişkilendirme yapılmıştır. Sonuç olarak emdirme yöntemi ile yapılan uygulamalardan sonra artan kimyasal madde konsantrasyonlarına bağlı olarak kumaşların kopma mukavemeti değerlerinde azalma olmakla birlikte yine de bu azalmaların güvenilir bir aralık içerisinde yer aldığı görülmüştür. Oksijen plazma işlemi uygulanmış kumaşlarda, kuvvetli ara yüzey etkileşimlerinin olduğu belirlenmiştir. İşlemden sonra hidrojen atomu, diğer atom veya gruplar ile yer değiştirmiş, izlenebilirliği iyileştiren C-O, C=O, COOH, COO, OCOO gibi fonksiyonel gruplar oluşmuştur. Aynı zamanda yüzeyde oluşan ve oksijen içeren gruplar nedeniyle dokuma kumaşlarda oksidasyon meydana gelmiştir ve bu durum dokuma kumaş mukavemetleri üzerinde negatif etki oluşturmuştur. Mukavemet azalması, modifiye olmamış katman ile modifiye olmuş katman arasında farklı fiziksel ve kimyasal özelliklere bağlı olarak yüzeyin kötüleşmesi ile ilişkilendirilmiştir. Ayrıca yüksek enerjili oksijenli ortam, lifleri foto-oksidatif olarak parçalayarak mukavemet üzerinde ek bir olumsuz etki yaratmıştır. Dokuma kumaşların elle yapılan yırtılma testinde, antibakteriyel işlem görmüş kumaşların işlem görmemiş dokuma kumaşlara göre daha kolay yırtıldığı gözlenmiştir (18).

Buruşmazlık, çekmezlik gibi fiziksel özellikler kazandırmak amacı ile kumaşlara çapraz bağlayıcılar içeren kimyasallar aplike edilir. Triklosan kullanılarak emdirme yöntemi ile yapılan pamuklu kumaş uygulamalarında artan konsantrasyon ve kurutma sıcaklıklarını takiben L* ve a* değerleri değişerek renk farkı oluşmuş ve beyazlık indisi azalmıştır. Kurutma sürelerinde ise belirgin değişimlere neden olmamıştır. Buruşmazlık işlemlerinde kullanılan asitlerin beyaz ve pastel renkte boyanmış kumaşlarda sararma etkisinin olduğu bilindiğinden antibiyotik, oleuropein ve polikarboksilik asitlerin yapılarında bulunan asit kökleri sararmaya, renk farkına ve beyazlık indisinde azalmaya neden olmuştur. Plazma sonrası lif yüzey yapısında görülen değişimlerden (yüzey pürüzlülüğünün artışı) dolayı ışığın yansıma davranışındaki farklılaşmaya bağlı olarak kumaşların renk değerlerinde değişimlerin olacağı düşünülse de polyester dokuma kumaş dışında renk farkı oluşmamış ve beyazlık indisinde önemli değişimler gözlenmemiştir. Polyester kumaşta oluşan bu olumsuz etkinin, yüzeyin ve yüzeydeki boyarmaddelerin fazla oksidiyonundan kaynaklandığı düşünülmektedir. Ayrıca çapraz bağlayıcılar sentetik kumaşlara bağlanamazlar, ancak kendi içlerinde çapraz bağlar kurarlar. Pamuklu dokuma kumaşlarda ise tüm selüloz içeren dokuma kumaşlarda olduğu gibi çapraz bağlayıcılar selüloza bağlanırlar. (19).

Yapılan birçok çalışmada, poliamid ve polyester gibi sentetik liflerin mikroorganizmalara karsı dayanıklı olduğu kanıtlanmıştır. Bu sonuçlara benzer biçimde, işlem uygulanmamış sentetik kumaşların antibakteriyel değerlerinin pamuklu kumaş ile karşılaştırıldığında oldukça yüksek olduğu görülmüştür. Yapılan triklosan ve alkoksisilan içerikli antibakteriyel kimyasal madde uygulamalarında pamuklu kumaş değerinde azalma görülürken sentetik kumaşlarda iyileşmeler olmuştur. Pamuklu ve sentetik kumaşlara elektrospin düzeneğinde yapılan aplikasyonlar sonrası antibakteriyel etkinliklerde çok az artış meydana gelmiştir. Bununla birlikte, triklosan ve alkoksisilan içerikli antibakteriyel kimyasal maddelerin emdirme yöntemiyle yapılan uygulamaları ile karşılaştırıldığında etkinliklerde belirgin kayıpların olduğu görülmüştür. Kimyasal maddenin antibakteriyel özelliğinin etkili olabilmesi için kumaş üzerinde belirli bir konsantrasyona ulaşması gereklidir. Bu nedenle, işlemlerin başarısız olmaması için kumaşların emdirme aşamasındaki pick-up değerlerine önem verilmelidir. Yapılan çalışmalarda antibakteriyel kimyasalların yıkamaya karşı dayanımlarını belirlemek için işlem görmüş kumaşlara 50 tekrarlı yıkama işlemi yapılmıştır. Yıkama işleminin fiziksel ve kimyasal temizleme etkisi nedeniyle ham pamuklu dokuma kumaşın antibakteriyel değerinde artış olduğu gözlenmiştir. Yıkamalara bağlı olarak ağartma işlemi ve triklosan ve alkoksisilan ile bitim işlemi uygulanmış kumaşın % bakteri azalma değerlerinde kayıplar tespit edilmiştir. Buna karşın, yüksek konsantrasyon uygulamalarında bu kayıpların daha az olduğu bulunmuştur. İşlem görmemiş sentetik kumaşların antibakteriyel değerinde pamuklu kumaştan farklı olarak belirgin bir değişim gözlenmemiştir. Triklosan ve alkoksisilan ile bitim işlemi uygulanmış sentetik kumaşların % bakteri azalma değerleri yıkamaya bağlı olarak önemli derecede azalmıştır. Yıkamalar ardından antibiyotik ve oleuropein uygulanmış pamuklu kumaşın antibakteriyel değerlerinde belirgin azalmalar görülmüş, sentetik kumaş uygulamalarında ise en düşük değerler elde edilmiştir. Bu durum, lifler ile kimyasal maddeler arasında kuvvetli bir bağlanma olmadığına işaret etmektedir. Polikarboksilik asitler ile işlem gören pamuklu dokuma kumaşın antibakteriyel değerlerinde de 50 yıkama sonunda önemli kayıpların olduğu görülmüştür. Daha önce triklosan ve alkoksisilan ile yapılan çalışmalarda, her iki madde ile işlem gören kumaşın antibakteriyel etkinliklerinin 50 yıkama sonunda güvenilir aralık dışında değerler verdiği ve dayanımlarının önemli derecede azaldığı görülmüştür. Bununla birlikte, yıkama dayanımı arttırmak için azaltılmış antibakteriyel bitim kimyasalları içeren ayni reçeteye eklenen polikarboksilik asitler (özellikle BTCA, CA ve MA uygulamalarında), 50 yıkama sonunda her iki bakteriye karşı pamuklu kumaşın antibakteriyel etkinliklerinde önemli iyileşmeler sağlamıştır (20).

  1. Güç Tutuşurluk İşlemlerinin Kumaşların Fiziksel Özelliklere Etkileri

Yanma; ısı, oksijen ve uygun yakıt bileşenlerine ihtiyaç duyan ekzotermik bir reaksiyondur. Geri kalan şartlar ihmal edildiğinde, yanma kendi kendine katalizlenir duruma gelir ve oksijen, yakıt kaynağı veya ısı tüketilinceye kadar devam eder (21).

Isı sağlandığı zaman, piroliz sıcaklığına (Tp) ulaşıncaya kadar, lifin sıcaklığı artmaya başlar. Piroliz sıcaklığında, lifte kimyasal değişiklikler meydana gelir ve yanmayan gazlar (karbondioksit, su buharı, azot ve kükürt oksit gibi), kömürleşme artıkları, sıvı kondensatlar ve yanabilen gazlar (karbonmonoksit, hidrojen ve pek çok okside olabilen organik moleküller) oluşur. Sıcaklık artmaya devam ettikçe, sıvı parçalanma ürünleri de daha fazla yanmayan gaz, kül ve yanan gaz üreterek piroliz olur. Yanma sıcaklığına (Tc) ulaşıldığında, gaz fazında bir dizi serbest radikal reaksiyonundan oluşan ve yanan gazların oksijenle birleşmesi ile meydana gelen yanma dediğimiz olay gerçekleşir. Bu reaksiyonlar yüksek derecede ekzotermiktir ve çok büyük miktarda ışık ve ısı üretir. Yanma işlemi tarafından sağlanan ısı, lifin piroliz olmaya devam etmesi için gereken ek termal enerjiyi ve dolayısıyla yanma işlemi için daha fazla miktarda yanan gazların ortaya çıkmasını sağlar. Yanma davranışı lif tipi ve lif karışımlarının yanı sıra, tutuşturma kaynağının yapısı ve kumaşa çarpma süresi, kumaş oryantasyonu, tutuşma noktası (kumaşın kenarı, yüzü, altı veya üstü), çevre sıcaklığı, bağıl nem, havanın akış hızı ve kumaş yapısı gibi faktörlerden de etkilenmektedir. Ayrıca iplik yapısının ve geometrisinin yanma davranışına etkisi konusunda yapılan çalışmalarda, farklı iplik büküm yöntemlerinin ipliklerde farklı yanma direncinin oluşmasına sebep olduğu belirtilmektedir (22).

Güç tutuşurluk apresi, kumaşların güç tutuşurluk maddeleri ile işlemden geçirilmeleridir. Özellikle askeri kumaşlar, bebek eşyaları, taşıt araçları, giyim eşyaları, dekorasyon malzemeleri ve ev tekstillerinde güç tutuşurluk apresi önemli bir apre çeşididir. Güç tutuşur bitim işlemleri kumaşın görünüş, tutum, tuşe, nem alma özellikleri, dayanıklılık gibi fiziksel özelliklerini değiştirir (21). Güç tutuşurluk apresi;

-Tekstil materyalinin alev almaya karşı koymasını,

-Eğer alev almış ise yanma hızının yavaşlatılmasını,

-Yakıcı etken uzaklaştırıldığında sonra yanmanın kendiliğinden durmasını sağlar.

Kumaşları güç tutuşur hale getirmek farklı yöntemler kullanılmaktadır. Lif üretimi aşamasında uygulama yapılabileceği gibi, dokuma ya da örme sonrasında terbiye işlemi aşamasında da uygulanabilir. Güç tutuşurluk apre işlemlerinde kullanılan maddeler, life oksijenin girmesini engelleyen koruyucu bir tabaka oluşturarak kumaşların için için yanmasını önlerler. Böylece yanma oluşumu olmadan sadece bir kömürleşme meydana gelir, ya da yanmayan gazlar oluştururlar (23).

Makro moleküllerinde C atomları bulunan organik liflerin yanmaması söz konusu olamayacağı için, normal halinde kolaylıkla tutuşan, yanan tekstil mamullerinin tutuşmasını, yanmasını zorlaştırmak, geciktirmek için yapılan terbiye işlemlerine yanmazlık apresi denilmesi yanlıştır. Bu nedenle bu işlemlere güç tutuşurluk adı verilmiştir.

Güç tutuşurluk özellikleri için liflere uygulanan için iki sistem vardır;

  1. Lif üretim monomerlerinden elde edilen lifin yanmazlık özellik göstermesi Nomex, aramid, PVC, cam, amyant, karbon gibi bazı anorganik ya da organik lifler güç tutuşur özellik gösterirler. Bunların güç tutuşurluk ve yanmazlık özellikleri, ideale yakındır ve kesin çözümdür. Dezavantajları ise az üretilmeleri ve boyanabilirliklerinin zorluğudur.
  2. Sentetik liflerin daha elde edilmeleri sırasında güç tutuşurluk sağlayıcı monomerler ilave edilerek, güç tutuşur lifler elde edilebilir. Burada rejenere ve sentetik elyafın modifıkasyonu söz konusudur. Bunlara özel, modal veya modifıye sentetik lifler denir. Kullandığımız polyester, viskon, poliamid ve poliakril gibi liflerin üretimleri sırasında ona güç tutuşurluk özelliği verecek kimyasalların lif çekme eriyiğine veya çözeltisine ilavesi ile gerçekleştirilirler. Örneğin güç tutuşur polyester lifleri gibi.

Teknik amaçlı uygulamalarda birinci yöntem önem taşırken, genel kullanım yerlerinde en fazla uygulanan güç tutuşurluk eldesi yöntemi, tekstil mamullerinin uygun bir madde ile aprelenmesidir. Amaç yıkamaya ve kimyasal temizlemeye dayanıklı olan ve kumaşı kalıcı bir şekilde koruyan, ancak özelliklerini ve tutumunu fazla değiştirmeyen bileşikler elde etmektir. Kolay yanabilen selüloz liflerinin tehlikeye en fazla maruz kalmaları nedeniyle güç tutuşurluk bitim işlemi geliştirilmiştir. Yapay liflerde zor tutuşma özelliği, uygun maddelerin lif çekme çözeltisine katılması ile ya da lifi oluşturan maddenin modifıye edilmesi ile kazandırılabilir. Bazı liflerin tutuşturma sıcaklıkları ve yanabilirlik durumları aşağıda verilmiştir (23).

Lif                   Tutuşturma Sıcaklığı (oC)            Yanabilirlik Durumu

Pamuk                         400                                         Hızlı yanar

Viskoz                         420                                         Çok hızlı yanar

Naylon                         530                                         Zorlukla tutuşur ve erir

Polyester                      450                                         Eriyerek hızla yanar

Akrilik                         560                                         Eriyerek hızla yanar

Modakrilik                   450                                         Erir ve çok yavaş yanar

Polipropilen                 570                                         Yavaş yanar

Yün                              600                                         Zor tutuşur

 

Günümüzde giderek artan kargaşa ortamında, yangın riskleri çoğalmakta, can ve mal güvenliği azalmaktadır. Dolayısıyla güç tutuşur tekstillerin kullanımı da kaçınılmaz şekilde artmaktadır. Araştırmacılar bu talepleri göz önünde bulundurarak lif, kimyasal madde ve kumaş bazında önemli çalışmalar sürdürmektedirler. Güç tutuşur tekstil ürününün iyi bir güç tutuşurluk etkisinin yanında, toksik özelliğinin ve alerjik etkisinin olmaması, çevre dostu olması, yıkamaya ve kuru temizlemeye dayanıklı olması, sararmaya neden olmaması, piroliz sırasında zehirli gazlar açığa çıkarmaması, lifin teknolojik özelliklerini kötüleştirmemesi ve fiyatının uygun olması da yine beklentiler arasındadır. Araştırma çalışmaları bütün bu beklentiler dikkate alınarak sürdürülmelidir. Kumaşlarda güç tutuşurluk işlemleri yüksek sıcaklıklarda termofikse işlemine tabi tutulduğundan dolayı pamuklu kumaşlarda polyester ve nylon 6.6 kumaşlara göre daha fazla mukavemet kaybı söz konusudur. Aynı zamanda pamuklu kumaşlarda dökümlülüğü negatif yönde daha fazla etkilemektedir (24).

  1. UV İşlemlerinin Kumaşların Fiziksel Özelliklere Etkileri

Güneş ışığı yeryüzündeki bütün yaşam için gerekli bir enerji kaynağıdır. Güneşin sahip olduğu farklı dalga boyunda ışınlar ve bu ışınların değişik güçteki etkileri sayesinde çeşitli biyolojik olaylar başlamakta, sürmekte ve hızlanıp yavaşlamaktadır. Güneşten yeryüzüne ulaşan ışınlar 290–3000 nm dalga boyları aralığındadır ve elektromanyetik spektrumda 290–400 nm dalga boyu arasında görünen ışınlar “Ultraviyole (UV) ışınlar” olarak adlandırılmaktadır (25). Az miktarlardaki ultraviyole solar radyasyon (UV) insan için faydalı iken uzun süreli UV’ye maruz kalınması halinde alerjiden cilt kanserine kadar pek çok sağlık problemlerine sebep olduğu bilinmektedir. UV-B (290-320nm) ışını cilt kanserine en çok sebep olan ışındır. Ozon tabakasının incelmesi ile tehlike her geçen gün artmaktadır. Bu nedenle UV koruma özelliği olan ürünler önem kazanmaktadır. Fakat sanılanın aksine bazı tekstil ürünlerinin kısıtlı UV koruma özelliği bulunmaktadır (26).

Güneşten koruma faktörü, güneş preparatlarının koruyuculuğunun bir göstergesidir. SPF, güneş preparatı uygulanması ile korunmuş deride minimal eritemal doz oluşturmak için gerekli olan enerji miktarına oranıdır. Özel bir işlem görmemiş pamuklu, ipek, poliamid ve poliakrilontril kumaşlarda SPF sadece 3-5 arasında değişir. Ultraviyole koruma faktörü (UPF), kumaşın cildi UV den koruyabilme miktarını gösteren bilimsel bir terimdir. UV Korumalı Giysi için UPF Standartı: AS/NZS 4399 ve Avustralya Standartlar komitesi TX/21, güneş korumalı tekstillerin UPF etiketlenmesi ve saptanmasına ilişkin bazı gereklilikler oluşturmuştur. Bu standartlara göre UPF’ler aşağıdaki tabloda sınıflandırılmıştır (27).

 

UPF aralığı                   Sınıflandırma               UV radyasyon geçirme %si                 UPF etiketi

15-24                           İyi koruma                               6.7-4.2                                     15,20

25-29                          Çok iyi                                     4.1-2.6                                    25,30,35

40-50, 50+                   Mükemmel koruma                  < 2.5                                        40, 45, 50, 50+

Kumaşlarda kullanılan lifin kimyasal özellikleri, lif yüzeyi, kumaş yapısı, ağırlığı ve uygulanan boya, pigment, optik beyazlatıcı ajan ve ultraviyole radyasyonunu (UVR) durdurmak üzere tasarlanmış bileşikler gibi çeşitli kimyasallar kumaşın foto koruyucu özelliğini belirler. Yapılan bazı çalışmalarda da belirtildiği gibi lif tipi UPF üzerinde, özellikle beyaz ya da boyanmamış kumaşlar için önemli etkisi olabilir. Ağartılmış pamuk, viskoz ve hatta ipek UV radyasyonuna açıktır ve UV koruması göreceli olarak daha düşüktür. Polyesterin ve nylon 6.6 nın UV-bloklama özelliği iyidir. Bu kumaşlar göreceli olarak daha az UV-B geçişine izin verirler (28).

Bitim işlemleri uygulanmamış kumaşların, UV radyasyonundan yeterli koruma sağlanacağına dair yeterli bir garanti yoktur. Bu nedenle UV-tutucu sağlayan kimyasallar geliştirilerek tekstillerin UV koruma fonksiyonları geliştirilmiştir. Organik tutucular, temelde UV ışınlarını absorbe etmelerinden dolayı, UV absorbe ediciler olarak isimlendirilir. Benzotriazol ve penil benzotriazol gibi UV absorbe eden moleküller güneşin zarar veren UV ışınlarını absorbe ederler. UV absorbe ediciler, UV enerjisini zararsız ısı enerjisine dönüştürürler. Bu dönüşüm belirsiz bir şekilde tekrarlanabilir ve dejeneratiftir. İnorganik UV engelleyiciler ise TiO2, ZnO, SiO2 ve Al2O3 gibi yarı iletken oksitlerdir. Aynı sıcaklık ve UV ışına maruz kalmaları söz konusu olduğunda, toksik olmamaları ve kimyasal kararlılıkları sebebiyle inorganik ajanlar tercih edilmektedir. TiO2 iyi bir UV engelleyicidir. Tekstil boyaları görülebilir ışığı (400-700 nm arasındaki) absorbe ederler. Bazı tipler ise ultraviyole bölgesine yakın ışığı absorbe eder. Koyu renkler özellikle UV radyasyonunu önlemede mükemmel koruma gösterirler. Diğer kromatik renkler de kırmızı, sarı ve yeşil, iyi korumaya sahiptir. Boya tipleri ve boya moleküllerinin yapısı de kumaşın özelliğini etkilemektedir. Moleküllerin, geçirgenlik ve yansıtıcılığının yanı sıra, UV radyasyonunu absorbe edicilikleri de önem kazanmaktadır. Örneğin, polyester kumaşların boyamasında kullanılan dispers boyaların kumaşın UPF’si üzerine etkisi yüksektir. UV absorbe ediciler lif üretimi esnasında uygulanabilir. UV absorbe edicilerin kumaşa aplikasyonu ile ilgili temel sınırlılık diğer apre ajanları ile tek bir banyoda uygulanamıyor olmalarıdır. En küçük bir fazlalık kumaş üzerinde zararlı etkilere neden olmaktadır. UV koruma uygulamaları için fonksiyonel nano yapılara iyi bir örnektir. UV engelleyici olarak ZnO gibi metal oksitler organik UV engelleyici ajanlarına göre daha kararlı olduğu için nano-ZnO, UV engelleme özelliğini geliştirmektedir (29).

Kumaşların güneş ışınlarını bloke edici özellikleri; boyama ve/veya ultraviyole koruyucu bitim işleminden sonra ortaya çıkmaktadır. Bu sayede UV ışınları absorbe edilmekte ve ışınların kumaştan geçip cilde etki etmesi engellenmektedir. Boyanmış kumaşlar boyanmamış kumaşlara göre daha çok UV koruma etkisine sahiptir. Boya konsantrasyonunun artması ile UV koruma etkisinin arttığı tespit edilmiştir (30). UV koruyucu etkinin doğal boyaların absorpsiyon karakteristiğiyle bağlantılı olabileceği belirtilmektedir (31). Ayrıca kumaşın rengi (32) ve doğal boyaların UV ışınları için emici karakterde olmaları da UV koruyuculukta çok büyük bir öneme sahiptir.

2002 yılında pamuk liflerine UV koruma özelliği kazandırmak için Hindistan’da yapılan çalışmada farklı bitkilerden elde edilen doğal boyalar ile bezayağı pamuklu kumaşlar boyanmış ve boyanan pamuklu kumaşların UV koruyuculuğu yanında P.vulgaris ve E.coli bakterilerine karşı antibakteriyel etkinlikleri incelenmiştir. Sonuçlar doğal boyaların birçok fonksiyonel özelliklerini pamuklu kumaşlara aktarılabileceklerini kanıtlamıştır. Meşe mazısı ile boyanan pamuklu kumaşların hem iyi antibakteriyel etkinlik hem de uzun ömürlü UV koruması sağlayabildiği görülmüştür. Kumaşa uygulanan mordanların UV koruyuculuk için olumlu, antimikrobiyel etkinlik için ise olumsuz etkiye neden oldukları gözlemlenmiştir (33). 2004 yılında Amerika’da yapılmış başka bir çalışmada ise bilim insanları bezayağı, dimi ve saten yapıdaki ağartılmış ve merserize edilmiş pamuklu kumaşları, kök boya, indigo ve böcek orijinli doğal renklendiricilerle boyamış, boyanan bezayağı, dimi ve saten pamuklu kumaşların UV koruma özelliklerini (Standart AS/NZ 4399:1996) test etmişlerdir. Sonuçlar bezayağı pamuklu kumaşların %2 boya konsantrasyonunda kök boyayla boyandıklarında, hiçbir UV koruma sağlamadıklarını (UPF; 11.1), %4 ve %6 boya konsantrasyonundaki kök boyalarla boyandıklarında ise iyi UV koruma sağladıklarını (%4’lük konsantrasyonda UPF; 15.8 ve %6’lık konsantrasyonda UPF; 16.6) göstermektedir. Ayrıca bezayağı kumaşların koşenil ile %2 (UPF; 28.5), %4 (UPF; 34), %6 (UPF; 36.6)’lık boya konsantrasyonlarında boyandıklarında çok iyi, yine aynı konsantrasyonlarda indigo ile boyandıklarında ise mükemmel UV koruma sağladıkları (%2’lik konsantrasyonda UPF; 43.1, %4’lük konsantrasyonda UPF;>50 ve %6’lık konsantrasyonda da UPF değeri >50) belirtilmektedir. Farklı konsantrasyonlarda (%2, %4 ve %6) boyanmış tüm dimi ve saten doku tipindeki kumaşlarda ise UPF değerleri >50’yi göstererek mükemmel UV koruma özelliği sergilemektedir (34). Kore’de 2006 yılında yapılmış olan çalışmada yeşil çayın içeriğindeki maddeler sayesinde UV koruyucu özelliği sergileyebileceği belirtilmiştir.

2007 yılında Hindistan’da yapılmış çalışmada, karahalile, nar, lak böceğinden elde edilen boyalar ile poliamid ve polyester kumaşlar boyanmıştır. Polyester kumaşların UPF değerleri 35-50 arasında çıkmıştır. Lak böceğinden elde edilen boyalar poliamid ve polyester kumaşlar üzerinde iyi sonuçlar vermektedir. Sonuçlar, işlem görmüş kumaşların UV koruma özelliği sergilediğini göstermektedir. Bir yıl sonra Polonya’da yapılmış çalışmada, farklı bitki ekstrakları ile keten ve kenevir kumaşlar mordanlar eşliğinde boyanmıştır. Sonuçlar, boyanmış keten kumaşların iyi UV koruyucu özellik sergilediğini göstermiştir (35).

Kumaşlara boyama ile kazandırılabilen UV özelliği, çeşitli kimyasal maddeler uygulanarak da kazandırılabilmektedir. Kimyasalların neden olduğu potansiyel sorunları çözmede doğal ürünlerden yararlanılabilmektedir. Literatürde yer alan çalışmalar; araştırmalarda kullanılan doğal boyaların (bitki ve koşenil gibi böcek ekstraktlarının) pamuk, yün, ipek, keten, kenevir, rami, bambu, poliamid 6 ve polyester esaslı liflerden üretilmiş tekstil yüzeylerine UV koruyuculuk özelliği kazandırabildiğini ve bu özelliğin iyi-çok iyi seviyesinde olduğunu göstermektedir. Tekstil yüzeylerine doğal boyalar ile UV koruyuculuk özelliği kazandırılırken ağır metal içermeyen mordanların seçilmesi ile ekolojik bir proses uygulanmış olmaktadır. Ekolojik üretime artan talep doğrultusunda doğal boyaların koruyucu özelliklerine dair daha fazla çalışma yapılmalıdır (26).

 

  1. Boyama İşlemlerinin Kumaşların Fiziksel Özelliklere Etkileri

Pamuğun takribi %85 i Selüloz, %6 – 7 Nem ve kalan vakslar ve organik tuzlardır. Pamuk organik asitlere karşı dayanıklı olup, hidroklorik asit (HCl), nitrik asit (HNO3) ve sülfürik asit (H2SO4) te pamuk elyaf çözülür. Bu belirtilen asitlerle terbiye sırasında kullanılmaktan kaçınılmalıdır. Pamuk kumaş üzerindeki alkali atılmaz ve nötralize edilmez ise oksiselüloza yol açıp pamuğun bozulmasına neden olur. Pamukta nem önemlidir. Eğer nem %8’in üzerinde olur ve bu şekilde depolanır ise mikroorganizmaların çoğalma hızı yüksek olduğundan küflenme meydana gelir (36).

Polyesterin liflerden imal edilmiş kumaşlar boyahane işlemlerinden fiziksel veya kimyasal olarak etkilenebilmektedir. Statik elektriklenme özelliği de olduğundan, havadaki yağlı kirleri çeker ve çok çabuk kirlenir. Bu niteliği yıkamada problemler yaratır. Polyester ve nylon 6.6 termoplastik liflerdir yani ısı ile şekillendirilebilir, termofikse olma kabiliyeti fevkaladedir. Bu yüzden çok iyi tekstüre olur. Buruşmaya karşı direnci çok iyidir formunu korur. Polyester kumaşlar 100 ºC ‘nin üzerindeki sıcaklıklarda büzülme gösterir. Ütüleme sıcaklığı 135-140 ºC olmalıdır. Erime noktası 260ºC’dir. 150ºC’de renklerinde bozulma olur. 200ºC’de uzun süre bekletildiklerinde mukavemetlerinde düşme olur. Termofikse sıcaklığı 180-220 ºC ‘dir. Genelde polyester elyafının eriyen kısımlarında boncuklanma (pilling) görülür. Hemen hemen bütünüyle hidrofobiktir (suyu sevmez), nem alma değeri %0.4’tür, tutumu gevrektir. Leke ve kirlerin temizlenmesi için, su ve deterjanın elyaf içine nüfuz etmesi zordur. Statik elektriklenme ve pilling elyafın en önemli problemidir. Kimyasal maddelere karşı dayanımı iyidir. Normal koşullar altında kuvvetli anorganik asitlere karşı büyük bir dayanıklılık gösterir. Ancak %30’u aşan konsantrasyonlarda ve yüksek sıcaklıklarda tümüyle parçalanabilmektedir. Zayıf ve orta kuvvetteki organik asitler elyafa pek zarar vermediğinden, terbiye işlemlerinde asetik asit, formik asit gibi organik asitler rahatlıkla kullanılabilir. Polyester makro moleküllerindeki, dispersiyon çekim kuvvetleri ve hidrojen bağları nedeniyle, sıkı bir moleküler üstü yapıya sahip olduğundan bazlara karşı da dayanıklı bir elyaftır. Ancak bu dayanıklılığı yoğun anorganik bazlara karşı sınırlıdır. Kuvvetli bazlar (sudkostik), polyesteri dıştan itibaren sabunlaştırarak parçalamaya başlayarak ağırlık kaybına neden olurlar ki, terbiye işletmelerinde “inceltme” olarak bilinen işlemin temelinde bu etkileşim yatar. Elyaf yüzeyi pürüzlü bir görünüm alır, yumuşak ve dökümlü bir tutum kazanır, buruşma özelliği azalır, daha hidrofil bir yapıya sahip olur (suyu bünyesine daha çok çeker), boyarmadde alma özellikleri artar yani daha koyu boyanır ve boyaması kolaylaşır. “Çin ipeği” olarak bilinen polyester kumaşlar da bu yöntemle elde edilir. Polyester elyafı oldukça temiz ve beyaz elyaftır. Beyazlık derecelerinin yüksek olması istendiğinde, ağartma veya optik beyazlatma yapılabilir. Pratikte; polyesterde ağartma nadir yapılan bir işlem olmakla birlikte, optik beyazlatıcı kullanımı yaygındır. En fazla kullanılan ağartma maddesi, elde edilen sonuçların tatminkarlığı açısından sodyumklorittir. Hidrojen peroksit, hipoklorit ağartması elyafa zarar vermemesine ve uygulanan yöntemler olmasına rağmen sodyumkloritle elde edilen beyazlık daha fazladır (37).

Polyester elyafı normal koşullar altında kuvvetli anorganik asitlere karşı bile büyük bir dayanıklılık gösterir. Ancak %30’u aşan konsantrasyonlarda ve yüksek sıcaklıklarda tümüyle parçalanabilmektedir. Asidin anyonu büyük ise elyaf içerisine nüfuz edemeyerek, elyaf yüzeyini etkilemeye başlamaktadır (örneğin, sülfürik asit). Anyon küçük ise elyaf içerisine nüfuz ederek, hidroklorik asit ve nitrik asit gibi daha seri ve daha fazla zarar vermektedir. Zayıf ve orta kuvvetteki organik asitler polyester elyafına pek zarar vermediğinden, bunların terbiyesinde asetik asit, formik asit gibi organik asitler rahatlıkla kullanılabilir. Asit ve alkalilere karşı kodel liflerinin dayanıklılığı diğer polyester liflerinden daha iyidir.

Polyester makro moleküllerinde benzen halkalarından kaynaklanan dispersiyon çekim kuvvetleri ve H köprüleri nedeniyle, sıkı bir moleküler üstü yapıya sahip olduğundan (bazlara dayanıksız ester bağları içermelerine rağmen) bazlara karşı da dayanıklı bir elyaftır. Ancak bu dayanım yoğun anorganik bazlara karşı sınırlıdır. Kuvvetli bazlar, polyesteri dıştan itibaren sabunlaştırarak parçalamaya başlarlar ki, alkalizasyon terbiye işleminin temelinde bu etkileşim yatar. Elyafta ağırlık kaybı oluşur, elyaf yüzeyi pürüzlü bir görünüm alır, tutum yumuşar, buruşma özelliği azalır, ipeğimsi bir hal alır. Bazların polyestere etkisi; bazın konsantrasyonu, sıcaklık ve süreye bağlı olarak değişir. Bu parametreden ikisi yüksek iken, biri mutlaka düşük tutulmalıdır. Bu da pamuk/polyester karışımlarının ön terbiyesinde önem taşımaktadır. Bu durum orta kuvvetteki alkaliler içinde aynıdır (soda-amonyak gibi) Amonyak elyafında ağırlık kaybına yol açmaz iken, elyaf dayanımını azaltır. Polyester sodyumklorit, hidrojen peroksit gibi yükseltgen maddelere ve sodyumditionit, sodyumbisülfıt gibi indirgen maddelere karşı yüksek bir dayanıma sahiptir. Polyester organik çözgenlerin büyük bir kısmına da oldukça dayanıklıdır. Benzen, perkloretilen, karbontetraklorür, trildoretilen gibi maddeler elyafı kolay kolay etkilemezlerken, o-diklorbenzen, dimetiiformamid, benzilalkol, nitrobenzen, m-krosel, dimetiltereftalat, tetrakloretan belirli koşullarda polyesteri tamamen çözmektedir. Bazı bileşiklerin sulu çözeltileri ise elyafı şişirici yönde etkilemekte, bu özellik elyafın boyanmasında önemli bir role sahip olmaktadır.

Polyester yüksek sıcaklıklara dayanıklı bir elyaftır. Ancak 200°C’ nin üzerindeki sıcaklıklarda yüksek basınç altında uzun süre muamelede zarar görür. 200°C’de üç gün bekletilen elyafta, başlangıç dayanımının %25’i mertebesinde kayıp görülür. Soğukta elyafın dayanımları artar. Açık hava koşulları ve ışığa karşı dayanımları çok iyidir. Işıkta uzunca bir süre kalan polyester elyafının kopma dayanımlarında düşme olmakla birlikte, başlangıç dayanımları pamuk, poliamid, poliakrilonitril gibi elyaftan çok daha yüksek olduğu için, perde, güneşlik yapımında en ideal liftir. (37).

Genel olarak asit boyarmaddeler poliamid liflerinde elde edilmiş kumaşlara pH 5-7 arasında uygulanırlar. Boyamada iki metot kullanılabilir. Bunlardan birincisi boyama banyosunu boyama süresince sabit pH değerinde tutmak; ikincisi ise boyamaya hafif bazik ortamda başlayıp kontrollü bir şekilde boyamanın yapılacağı pH değerine düşerek boyamaya devam etmektir. İlk yöntemde farklı pH aralıkları için önerilen farklı tampon sistemlerinin kullanılması tavsiye edilmektedir. İkinci metot ise buna göre daha güvenli olan boyamanın yüksek pH’da başlatılarak daha sonra ısıtma ile pH’nın düşürülmesi esasına dayanmaktadır. Bunun sonucunda kontrollü olarak pH düşürülerek düzgün boyama başarıyla gerçekleştirilmektedir. Bu amaçla boyama sıcaklığının naylon 6.6 için 110-120oC’de olması uygundur. Böylece yüksek sıcaklıklar altında lifin daha iyi şişmesi sağlanarak boyarmaddenin penetrasyonu ve migrasyonu kolaylaşır. Ancak, böyle yüksek sıcaklıklarda naylon lifleri okside olma eğilimi gösterirler. Bu nedenle banyoya tiyoüre ve hidroksil amin sülfonatlar antioksidan olarak eklenebilir (38). Anyonik boyarmaddelerin lifteki kimyasal ve fiziksel değişimlere karşı çok fazla duyarlı olması sebebiyle bu boyarmaddelerle çalışılırken lifteki düzgünsüzlükler dikkat çekici bir şekilde ortaya çıkmaktadır. İpliğin bükümü, inceliği, üretim sırasındaki lif çekim oranları ve buna bağlı olarak lif oryantasyonunda meydana gelen değişimler gibi fiziksel nedenlerin yanında fiksaj yöntemindeki farklılıklardan veya uygulanan kimyasal ön işlemlerden kaynaklanan amino uç guruplarındaki azalma ile meydana gelen degradasyon gibi kimyasal farklılıklar sonucunda mamulün boya alımında azalma ve/veya barre etkisi adı verilen mamulün çizgili boyanması şeklinde sorunlar meydana gelmektedir. Şayet bu problemler sonucu düzgünsüz boyamanın ortadan kaldırılması isteniyorsa anyonik boyarmaddelerle çalışılırken anyonik, katyonik veya noniyonik egalizatörlerin boyama banyosuna ilavesi tavsiye edilmektedir. Asit boyarmaddelerin bu özelliğinden kısmen düşük molekül ağırlıklı mono veya disülfone tip asit boyarmaddelerle boyama ile amino uç gurubu miktarının kalitatif tayininde faydalanılabilmektedir (39).

Oksidatif ağartma sonucunda amino uç guruplarının azalması ve lifte oluşan oksidatif artıklar lifin foto-degredasyona karşı direncini azaltmaktadır. Bu nedenle oksidatif olarak ağartıldıktan sonra boyanan mamulün ışığa karşı haslığında düşme görülür. Daha şiddetli oksidatif ağartmalarda foto-degredasyona karşı direncin azalması sonucunda ağartmadan sonra çok fazla bir mukavemet kaybı gözlenmezken sonradan ışığa maruz kalma ile çok hızlı mukavemet kayıpları meydana gelir (39). Nylon6.6’nın bu özellikleri dikkate alınarak mamuldeki oksidatif hasarı belirlemek amacıyla ağartılmış poliamid kumaş numunelerine ışık haslığı testleri veya belli şartlarda ışığa maruz bırakıldıktan sonra mukavemet testleri uygulanmaktadır.

Nylon 6.6 kumaşların bazı kimyasal ve fiziksel etkilere karşı hassas olması nedeniyle, lif üretiminden başlayarak mamul haline gelinceye kadar gördüğü çeşitli işlemler esnasında lifte degredasyon meydana gelebilmektedir. Özellikle, yükseltgen maddelerle muamele (ağartma vb) sonucunda amino uç gurupları sayısında meydana gelen azalmaya bağlı olarak boyama ve baskıda renk veriminin düşmesi ve/veya düzgünsüz boyanma problemleri ile lifin ısı ve ışık gibi etkiler sonucunda polimer yapısının bozulması en önemli hasar tiplerini oluşturmaktadır. Bu hasarların oluşma mekanizmasının bilinmesi ve tespiti daha sonra karşılaşılacak birçok sorunun önceden çözülmesini sağlayabilmektedir. Gerek lif üretim aşamasında gerekse terbiye aşamalarında lifte meydana gelen kimyasal değişiklerin belirlenmesi lif üretim adımında kalite kontrol, life uygulanan terbiye proseslerinin optimizasyonu ve proseste oluşan hata kaynağının bulunabilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Burada özetlenen yöntemlerden asit boyarmaddeleriyle boyama, spektroskopik yöntemler ve analitik yöntemlerle amino uç gurupları miktarının değişimini değerlendirmek mümkün iken; viskozite tayini ve ışığa karşı dayanımdaki değişim test edilerek polimer degredasyonunun belirlenmesine kadar uzanan önemli hasarların tespiti yapılabilmektedir (40).

Dikkat edilmesi gereken bir diğer husus kostikleme ve pişme işlemi uygulandığında kumaşın hidrofilitesi artmaktadır, eğer ileriki aşamalarda elyaf mukavemetini düşürücü etki yapan kimyasallar kullanıldığında hidrofilitenin yüksek olması sakınca oluşturabilir, bu sebeple bu işlemlerden sonra mukavemet düşürücü reçine ve kimyasal maddeler kullanılmaması tavsiye edilir. Genel bir diğer kaide ise kasar işleminde hidrojen peroksitin pamuk elyafında mukavemet kaybına neden olduğu yapılan testlerde de açıkça görülmüştür. Çözgü ve atkı yırtılma mukavemetlerinde yine kopma testi sonuçlarında olduğu gibi kostikleme işlemi mukavemet artmasına neden olmuş, kostik pişme ve kostiklemenin birlikte uygulanması mukavemetteki artış daha da fazla olmasını sağlamıştır. Bu teste de kopma testindeki gibi, kostikleme ve kostik pişmenin birlikte uygulanması hidrofiliteyi artırmış ve mukavemet düşürücü kimyasallar life nüfuz etmesi artmış bu da nihai mamulde mukavemet kaybına neden olduğu yapılan deneylerde de açıkça ortaya konmuştur. Çalışmalarda elde edilen sonuçlara dayanarak kostik pişme ve kostiklemenin birlikte uygulandığı proseslerde, apre aşamasında mikro silikon ve benzeri mukavemet düşürücü kimyevilerin kullanılmaması tavsiye edilir.         Kasar aşamasında bir yükseltgenme reaksiyonu gerçekleşmekte bu esnada kumaş yüzeyinde bulunan ve pilling oluşturabilecek renkli materyaller yükseltgenerek kumaştan ve nihai olarak zeminin parlak bir yapıda olması onun pürüzsüzlüğünü artırmakta ve değerlendirmeler sonunda daha olumlu değerlerin verilmesine sebep olmaktadır. Ayrıca, kostikleme ve kostik pişme işlemi ile liflerin mukavemet değerlerinde bir miktar artma olması, pilling üzerinde olumlu bir etkiye sahip olacağı düşünülmektedir. Haslık testlerinde asıl amacın, renk üzerindeki akma ve solmanın incelenmesi olduğu ve renk ise daha çok elyaf ile boyarmadde arasında bir ilişki olması ve tüm gruplarda aynı reaktif boyarmaddenin kullanılması ve grup içerisinde aynı hammaddenin kullanılması itibariyle sonuçların benzer çıktığı düşünülmektedir (40).

  1. Sonuç

İşletme şartlarında yürütülebilecek çalışmalarda, numune kumaşların tek bir makinanın gerek makine parametrelerinde ve kullanılan çözeltilerin konsantrasyonların değişiklik yapılarak işlem görmesi ve işlem sonunda numune kumaşlar üzerinde meydana gelen değişmelerin birtakım fiziksel ve kimyasal testlerle değerlendirilmesi ve bununda uygulanan işlemlerle ilişkilendirilmesi üzerine çalışmalar arttırılabilir. Örneğin, ağarma işleminde kasar makinasının hızının değişmesi ile meydana gelecek beyazlık derecesinin belirlenmesi ya da kumaş mukavemetinin düşmesi arasında ilişki incelenebilir. Ön terbiye işlemleri ile kumaşlar, boyama ve apre işlemlerine hazırlanmaktadır. Boyamada, kumaş zeminin parlaklığı ve hidrofilitesi çok önemli parametrelerdir (42). Yapılacak çalışmalarda, ön terbiye işlemleri ile renk verimi arasındaki ilişki incelenebilir. Bunun için yine ön terbiye adımlarında farklı prosesler ve makine şartlarında yürütülmüş numuneler, aynı şartlarda boyama işlemine girip, işlem sonu kumaş renklerinin spektofotometrede okutulması ve kumaşlara haslık testleri uygulanarak sonuçların uygulanan ön terbiye işlemleri ile ilişkilendirilmesine dayanan bir çalışma yapılabilir. Bunların yanı sıra üretilen tekstil materyalinin tek bir işlevi sağlamak yerine birkaç işlevi bir arada yerine getirebilmesi de yine yapılan çalışmalar arasında yer almaktadır. Su ve yağ itici, güç tutuşur tekstil ürünü, antistatik özellik gösteren güç tutuşur tekstil ürünü ve hatta buruşmazlık özelliği gösteren güç tutuşur tekstil ürünü gibi multifonksiyonel tekstiller günümüzde talep edilmektedir. Toksik özelliğinin ve alerjik etkisinin olmaması, çevre dostu olması, yıkamaya ve kuru temizlemeye dayanıklı olması, sararmaya neden olmaması, piroliz sırasında zehirli gazlar açığa çıkarmaması, lifin teknolojik özelliklerini kötüleştirmemesi, nem alma özelliğinin iyi olması, ultraviyole özelliğinin olması ve fiyatının uygun olması da yine beklentiler arasındadır. Araştırma çalışmaları bütün bu beklentiler dikkate alınarak sürdürülmelidir.

Her türlü sentetik ve doğal liflerden üretimi yapılmış, dokuma, örme, nonvoven yapıdaki her türlü tekstil ürünlerine bitim işlemlerinde uygulanan özellik kazandırma işlemlerinin, kumaşların fiziksel özelliklerine negatif veya pozitif etki yapması kaçınılmazdır. Bu avantajlar veya dezavantajlar üzerine daha fazla çalışmalar yapılması, tekstil ürünlerinin kullanım alanlarını ve avantajlarını arttıracaktır.

  1. Kaynaklar
  • Megeb, Giyim Üretim Teknolojisi Tekstil Lifleri, 542TGD019, Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı, 3-5, (2011).
  • Megeb, Aile ve Tüketici Hizmetleri Tekstil Lifleri, 542TGD876, Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı, 5-6, (2011).
  • Megeb, Tekstil Teknolojisi Doğal Lifler, Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı, 4-5, (2014).
  • Gümüşsu, Ö., 2015, “Kaymazlık Apre Kimyasallarının Pamuk, Poliamid Kumaşlarda Boyama Ve Kumaş Performansına Etkisi”, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Kahramanmaraş.
  • Liu,G., Zhang, h., Hu, X. 2004, Study on Structure of the Nature Bamboo Fiber with Reavtive Dyes and the Product Development, Proceedings of the Textile Institute 83rd World Conference, May, 23-27, p.135-137, Shangai, China.
  • Büyükakıncı, Y., 2009, Bambu Elyafının Özelliklerinin İncelenmesi, Marmara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Doktora Tezi, İstanbul.
  • Dündar, E., 2008, Çeşitli Selülozik İpliklerden Üretilen Örme Kumaşların Performanslarının Karşılaştırılması. İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.
  • Zervent, B., 2002, Havlu Üretimi ve Ürün Kalitesine Etki Eden Parametrelerin İncelenmesi. Çukurova Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Adana
  • Dinçbostancı, S., 1987, Tekstil Maddelerine Zarar Veren Mikroorganizmaların Tanımlanması ve Korunma Metotları, Tekstil & Teknik, s.32-38.
  • Balcı, H., 2006, Akıllı (Fonksiyonel) Tekstiller, Seçilmiş Kumaşlarda Anti bakteriyel Apre ve Performans Özellikleri, Yüksek Lisans Tezi, Çukurova Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Tekstil Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Adana
  • Bang, E., S., Lee, E., S., Kim, S., I., Kim, Yu, Y., H., and Bae, S., E., 2007, Durable Antimicrobial Finish Of Cotton Fabrics, Journal of Applied Polymer Science, 106, p.938-943.
  • Matyjas-Zgondek, E., Bacciarelli, A., Rybicki, E., Szynkowska, M., I., Kolodziejczyk, M., 2008, Antibacterial Properties Of Silver-Finished Textiles, Fibres &Textiles in Eastern Europe, 16, p.101-107.
  • http://www.fibre2fashion.com/industry-article/18/1759/herbalfinishing-of-cotton-fabric-for-antimicrobial-properties-withocimum-sanctum, (10/03/2018).
  • Lidemann, B., 2000, Durable Antimicrobial Effects on Textiles, Melliand, 10, p.205.
  • Mucha, H., Hofer, D., Assfalg, S., Swerev, M., 2002, Antimicrobial Finishes and Modifications,. Melliand International, 8, p.148-151.
  • Orhan, M., 2007. Pamuk, Poliamid Ve Polyester Esaslı Tekstil Materyallerinde Antimikrobiyel Bitim Uygulamaları Üzerine Bir Araştırma, , Uludağ Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Tekstil Mühendisliği Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Bursa.
  • Lyman, D.J., Wijelath, J.M.,1999, Vascular Graft Healing, FTIR Analysis of An Implant Model for Studying The Healing of A Vascular Graft, Journal of Biomedical Materials Research, 48(2), p.172-186.
  • Y., Chan, K.M., Lau, K.S., 2004, Comprehensive Study of Polymer Fiber Surface Modifications, Part 2, Low-Temperature Oxygen-Plasma Treatment, Polymer International, 53(6), p.634-639.
  • Lu, Y., C.Q. Yang., 1999, Fabric Yellowing Caused By Citric Acid As A Crosslinking Agent For Cotton, Textile Research Journal, 69(9), p.685-690.
  • Şengül, F., Türkman, A., 1998, Su ve Atık Su Analizleri, TMMOB, ÇevreMühendisleri Odasi Yayınları, İzmir, s.285-286.
  • Pabelina, K.G., Lumban, C.O., Ramos, H.J., 2012, Plasma Impregnation of Wood with Fire Retardants, Nucl. Instr. and Meth. in Phys. Res., Section B, 272, p.365-369.
  • Schindler, W.D., Hauser, P. J., 2004, Flame-Retardant Finishes, Chemical Finishing of Textiles, p.98-116.
  • http://www.tekstildershanesi.com.tr/bilgi-deposu/guc-tutusurluk-apresi.html, (31Mart2018)
  • Çoban, S. 1995, Tekstil Mamullerinin Yanma Davranışı ve Güç Tutuşurluk Test Yöntemler, Tekstil ve Konfeksiyon, 2, p.135-143
  • Yıldırım, Ş., 2006, Mayoluk Kumaşlarda UV-Absorblayıcılarının UV Geçirgenliğine, Koruma Faktörüne, Hava Geçirgenliğine, Isı Geçirgenliğine ve Diğer Kumaş Özelliklerine Etkileri, Marmara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Tekstil Eğitimi Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.
  • Yıldırım, F., Sevgisunar, H.G., Yavaş, A., Avinç, O.O., Çelik, A., 2014, UV Korumada Ekolojik Çözümler, Tekstil ve Mühendis, Pamukkale Üniversitesi, Tekstil Mühendisliği Bölümü, Denizli.
  • Grifoni, D., Bacci, L., Zipoli, G., Albanese, L., Sabatini, F., 2011, The Role of Natural Dyes in the UV Protection of Fabrics Made of Vegetable Fibres, Dyes and Pigments, 91, p.279-285.
  • Pailthorpe, M., 1998, Apparel Textiles And Sun Protection: A Marketing Opportunity Or A Quality Control Nightmare, Mutat Res., 9, 422 (1), p.175-83.
  • Alagirusamy, R., Das, A., 2010, Technical Textile Yarns Industrial And Medical Applications, The Textile Institute, Woodhead Publishing Limited, Cambridge, p.259-292
  • Hustvedt, G., Crews, P.C., 2005, The Ultraviolet Protection Factor of Naturally-pigmented Cotton, J. Cotton Sci. 9, p.47–55.
  • Zhou, L., Shao, J.-Z., Chai, L.-Q., 2009, Study on the UV Pprotective Ability and Camouflage Performance of Cotton Fabrics Dyed with Lithospermum, Journal of Fiber Bioengineering and Informatics, 2(3), p.185-189.
  • Grifoni, D., Bacci, L., Zipoli, G., Carreras, G., Baronti, S., Sabatini, F., 2009, Laboratory and Outdoor Assessment of UV Protection Offered by Flax and Hemp Fabrics Dyed with Natural Dyes, Photochemistry and Photobiology, 85, p.313-320.
  • Gupta, D., 2002, UV Protection Properties of Natural Dyes, International Conference on “Emerging Trends intextiles”, 14-16 Kasım.
  • Sarkar, CA.K., 2004, An Evaluation of UV Protection Imparted by Cotton Fabrics Dyed with Natural Colorants, BM Dermatology, p.4,15.
  • Gupta, D., 2007, UPF Characteristics of Natural Dyes and Textiles Dyed with Them, Colourage, 54(4), p.75-80.
  • http://www.tekstilteknik.com.tr/seluloz-elyaflarin-kasar-ve-boyanmasi-hakkinda-genel-bilgi/, 16 Nisan 2018.
  • http://www.tekstildershanesi.com.tr/bilgi-deposu/polyester-pes.html, 17 Nisan 2018.
  • Burkinshaw, S. M., 1995, Chemical Principles of Synthetic Fibre Dyeing, Chapmann & Hall, England, p.77-151.
  • Nunn, D. M., 1979, The Dyeing of Synthetic Polymer and Acetate Fibres, Dyers Company Publication Trust, England, p.241-329.
  • Yılmazer, D., Kanık, M.,2009, Poliamid Liflerinde Meydana Gelen Kimyasal Hasarın Tespiti, Uludağ Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Dergisi, Cilt 14, Sayı 2.

 

  • Milosevic, M., Krkobabi, A., Radoicic, M., Saponjic, Z., Radetic, T., Radetic, M., 2017, Contents Lists Available At Science direct Carbohydrate Polymers Biodegradation Of Cotton And Cotton/Polyester Fabrics Impregnated With Ag/Tio2 Nanoparticles In Soil, Carbohydrate Polymers. v.158 p.77–84.
  • Tamtürk, H.F., 2007, Pamuklu Dokuma Kumaşlara Uygulanan Seçilmiş Ön Terbiye İşlemlerinin Kumaş Performansına Etkisi, Çukurova Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Adana.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here